Ahmet Akar 23 Takipçi | 12 Takip
Kategorilerim

Din

Eğitim

Diğer İçeriklerim (736)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (23)
04 08 2008

SOHBET DÜNYASI - 17 - RUHLARIN TEDAVİSİ

          

Sohbette hayır ve bereket vardır
. Şâhı Nakşibendi Hz.lerinin bu sözü. Bizim yolumuz sohbet yoludur. İnsanların, İnsan-ı kâmil makâmına yetişmesi hiç şüphesiz alacakları terbiyeye bağlıdır. Okumakla insan insan-ı kâmil olamaz. Çok okumuş insan olur ama ahlâkı iyi değil, tatsızdır. İnsan kendi nefsini terbiye etmeden kâmil insan olamaz.
Bir hekim hasta olmuştu ve doktor çağırttı;
            - Yâhu sen hekimsin kendi hastalığını teşhis edemiyor musun? Niye hekim çağırıyorsun. Karşına gelen hastaya sorarsın ve hastalığına göre ilâç yazarsın. Şimdi sen bizzat hastasın, nerenin hasta olduğunu da biliyorsun. Niçin hekim çağırıyorsun?
        
Hekim olan adam bile kendini tedâvi edemez, hekim çağırır. Bu fizîki bünyeye âit olan bir hastalıktır. Lâkin insanların hepsinde nefsâni hastalık vardır.
            Nefsâni hastalık fizîki bünyeye âit değil, insanın rûhani bünyesine âittir. Ondan tedâvi olabilmesi ancak rûhani hekim sayesinde olabilir. Hekime gitmeyen adam o hastalıktan kurtulamaz. İnsana çeşit türlü hâl olur.
            Şâh-ı Nakşibendi Hz.leri büyük bir Evliyâdır. İnsanların iç sıkıntılarını ve içte olan dertlerini tedâvi edebilen bir ilim sahibi ve kuvvet sahibidir. Bu ancak sohbette oturaraktan kötü hastalıklarından, daha açıkça kötü alışkanlıklarından temiz olur. Kötü alışkanlık; İnsanın nefsine emrettiği kötü işlerdir. Onlardan ancak nasihat yoluyla, nasihati dinleye dinleye kurtuluşa yol bulunur. Bizim burada yapmış olduğumuz hizmet işte budur. Uğraşıyoruz.
            - Niye uğraşıyoruz?
Kötü tabiatı bıraktırmak için . Kötü tabiatları bırakmak kolay değildir. İnsan yedisinde neyse yetmişinde de öyledir derler doğrudur.

Dağda büyüyen yabâni bir ağacı olduğu gibi bıraksan gene yabânidir. Bizim memlekette dağlarda, ovalarda, tarlalarda Cenab-ı Hakk’ın hikmetiyle biten alıç ağacı, harlım ağacı veya zeytin ağacı vardır. Onu çıktığı gibi bırakırsan, yüz sene sonra gene aynıdır. Yabâni harlık deriz. Yabâni zeytin deriz ama bunların hepsi aşı kabûl eder. Yabâni kök üzerine aşı vurulur. Ağacın karnına aşı vurulur. Acı zeytinken tatlı zeytin olur. Yabâni ağacın meyvesi zayıfçık olur. Aşı vurduğunda onun meyvesi hem büyür hem kabalaşır. Kırdığın zaman içinden bal akar.
            Evet insan terbiye kabul eder yâni aşı kabul eder. Aşı kabul etmeyecek olsa Peygamber Efendimiz;
            Hâsilû ahlâkahûmi; Ahlâklarınızı güzelleştiriniz, güzel ahlak sahibi olunuz. Diye bize vasiyet edermiydi?

            İnsan, kötü tabiatın üzerine iyi tabiat aşısı vurduğunda iyi çıkar. Kökün zararı yoktur. Kökü yabânidir ama dalları aşılıdır. Turunç ağacına aşı vurursun portakal olur. Aşı vurursun greyfurt olur, aşı vurursun Yusuf olur, aşı vurursun ekşi olur ama kökü turunçtur. Demek insan temiz ve yüksek ahlâka aşılanabilir.
            İnsan terbiye almayacak olsa hiçbir mektep açılmaz. Talêbe oraya gönderilmez. Demek ki mekteplerde hem ilim öğretilir, hem güzel ahlâk ve güzel tabiat öğretilir.

           
Şâh-ı Nakşibendi Hz.leri;
         “Dinleye dinleye insan aşılanır, dinleye dinleye kötü tabiatlarını bırakır iyi tabiat sahibi olur”
Diyor. Değilse yabâni gelir yabâni gider.
            Peygamberlerin gelmesi bu hikmet içindir. Hitâp gönderiyor ve Peygamberde gönderiyor. İnsanların kötü tabiatlarını değiştiriyor. Onun için din lâzımdır.

            Dîne îmana inanmayan kimse yabâni kalır ve öyle gider. Hanzal dedikleri bir acı kavun vardır. Fazla yenirse belki öldürür. O kadar acıdır. Aşı kavuna hayat verir, acı kavun adamı gebertir. Ona göre insanlar Peygamberlere muhtaçtır. Peygamberlerin söyleyeceği sözler onlara ilâçtır. Kullanırsan kendi şansınadır. Kullanmadığında eğik gelir, koruk gider. Acı kavun gelir, acı kavun gibi zehir gibi, zehiri artar ve gider. Dünyada bu kadar insan, tabî isimleriyle Müslüman olan çok, isimleriyle Hıristiyan olan çok, isimleriyle Yahudi olan çok. Din kabul etmeyen insanda çoktur. Her kim tedâvisi için ilâç alırsa iyi olur, ilâç almazsa ölecektir.
            Şimdi ilâçlarda iki türlüdür. Bazı hekim derki;
            - İlacı al bana getir göreyim.
        
Bunu niçin der?
            Bazı açıkgöz eczaneler ilâç satar. Hekim onu gördüğünde der ki;
            - Bu yaramaz.
         - Niçin?
         - Bunun tarihi geçti, bu ilâcın filân tarihe kadar bunun zamanı vardı, kuvveti kalmadı.
        
Dinler; Yeryüzünde Hıristiyanlık var, Yahudilik var, bunlar semavi inen dinlerdir. Öbür uydurma(Budizm gibi) yeryüzü dinlerini söylemeyelim, onlara bakma onlar boş.
            İlahi inen dinler, Hıristiyanlık ve ondan önce Mûsa Peygamberin şeriatı olan Mûsevilik Yahudilerindir. Lâkin ikisinin de tarihi geçmiştir; Efendimiz s.a.v., dünyaya teşrif etti Hıristiyanlık dîninin vakti geçti yâni onların ilâcını ne kadar içsen tarihi geçtiğinden işe yaramaz. Onun için bugünkü günde yaşayan din Müslümanlıktır.
        
Müslümanlık insanları tedâvi eder. Müslümanlık insanların dertlerine derman, hastalarına ilâç olur. Müslümanlık ne derdi, ne müşkülleri ne çıkmazları varsa hepsini selâmete çıkarır, halleder. Hükümet işi olsun, Devlet işi olsun, insanların dünya işi olsun, hepsini İslâm dîni çözer. Sen bakmazsın, bakmazsan bekle. Şimdi herkes bakıyor. Günde kaç kişi bana gelip;
            - Dardayız, batıyoruz, içinden çıkamıyoruz,
        
Daha dur bakalım. Bu başlangıcıdır, cümbüş bundan sonradır. Seni alacaklılar don gömlek bırakacak, üstünden sakkoyu alacak, boynunda hıltarını da alacak. Bacağından pantolu da alacak. Belki ayaklarından çorapları da alacak. Daha bu başlangıcıdır. İktisadi çökme, ekonominin çökmesi işin daha başlangıcıdır. Bu insanlar öyle bir kötek yiyecek ki eşek sudan gelinceye kadar. Sen misin Allahın yolunu bırakan? Başka yol arayan?
            Ne hükümetler ayakta duracak, ne Devletler, ne Alman, ne Fransız, ne Amerikan, ne Çin hepsi baş aşağıya. Roketi yukarıya atarlarken bazı roketler geri dönmüş, içindekileriyle beraber aşağı düşmüş.
            Bu insancıklar, Islâma inanmayanlar, çok böbürlenenler, biz gökyüzüne roket atıyoruz sizin Dininizi dinlemeyiz diyenler; Roket başlarına düştüğü zaman görecekler. Öyle bir tokat öyle bir şamar geliyor ki; Bütün dünya nereden geldiğini anlayamayacak. Amerikan sistemi, sosyalist sistem, kapitalist sistem, bilmemne sistem, şeytan bunların hepsinin içine etmiş millete sunuyor. Alınız kullanınız diyor.
Dünyaya anadan doğma geliyorsunuz ya, aynen öyle, şeytan sizi cascavlak bırakacak.

HİKÂYE
Adamın biri dağda bir kapan kurmuş. Bir Kurt o kapana tutulmuş. Kurt feryat edip böğürmeye başlamış. Onun ulumasını duyan Tilki;
- Bu fena uluyor, herhalde bu kurt kapana tutturulmuştur. Gidip bakayım, ahdimi alayım bir oh çekeyim.
Çünkü Kurt ile Tilkinin arası iyi değildir.
O tarafa koşturmuş. Bakmış hakîkaten Kurt kapana tutulmuş;
- Ey arkadaş uluma, daha bu bir şey değil.
- Bre utanmaz Tilki! Nasıl uluma dersin. Sen benim yerimde olsan ne halt ederdin?
- Ben ulumazdım, sen sersem bir hayvansın senin Kurtluğuna yakışır mı?
- Daha başıma ne gelecek?
- Bu kapanı kuran yarın sabah gelecek. Bu kapana bir şey tutuldu mu diye gelip bakacak. Seni bulunca çok ferah edecek. Gelecek, oradan bir sırık kesecek, budaklarını onaracak. Sen muzır hayvansın, kapanın sâhibi kafana uzaktan vurmak için o uzun değneği hazırlayacak kafana vura vura seni sersemletecek ve seni bayıltacak. O da bir şey değil, ustura gibi belinde bıçağıyla seni güzel güzel bacağından kesip, davul gibi şişirecek. Ondan sonra senin postunu tulum gibi çıkarıp omzuna atacak. Sonra gözlerin açılmaya başlar. Cascavlak seni vâdiye attığın da aşağı inerken derenin dibini bulduğunda; Ooo..! Bize av geldi diye orada ne kadar vahşi hayvan varsa her biri senin vücuduna hûcum eder. Her bir âzânı parçalamaya ısırıp yemeğe başladığında cümbüş o zaman kopacak.


Not; Şeyh Nazım Kıbrısi Hz. leri sohbetlerinden

73
0
0
Yorum Yaz