Ahmet Akar 23 Takipçi | 12 Takip
Kategorilerim

Din

Eğitim

Diğer İçeriklerim (736)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (23)
07 05 2010

KURAN’I ANLAMAK, KURAN’I YAŞAMAK

Kuran’ı anlamak, Kuran’ı yaşamak her müminin idealindeki hayat tarzıdır. Öyle olmalıdır. Yoksa zamanımızda ki gibi mezarlıklarda, mevlitler de, Ramazan mukabelelerinde okumayı kastetmiyorum. Veya siteler arasında hatim okunacak, cüz almak isteyenler bildirsin şeklinde Kuran okunmasını kastetmiyorum. Kuran’ı bir fiil hayatın merkezine koyup her düşünceyi, fikri, Kuranın ışığı ile oluşturup o şekilde yaşamaktan bahsediyorum.

 

         İnancı zayıf olanlar veya hiç inanmayanlar kuranı, eskilerin hikayeleri, zamanı geride kaldı gibi görüşler Kuranı anlamadıklarının delilidir. Kuran hem dünya hem ahiret yaşamının kullanma kılavuzudur. Bu özelliğini Allah Resulü cennette yürümek olarak belirtiyor. Bu nasıl oluyor diye sorulduğunda ;

 

“Ahirette rabbinin huzuruna giden kula denilecek ki; Yani cennete giren kula, Kuran’ı dünya da okuduğun gibi oku, son durağın son okuduğun ayetin yanındadır. İşte bu cennette yürümektir.” Şeklinde açıklıyor. (Tirmizi)

 

Bu açıklamadan çıkan sonuç dünyada kuran okuduğumuzda her yaşadığımız nokta Cennet aleminden de bir karşılığı olacak sanki bir durak, bir istasyon gibi varılacak nokta olduğu anlaşılıyor.

 

Kuran’ı günlük yaşamın bizzat içine koyacak kadar Kuran aşığı insanların da olduğunu değerli kitaplardan özenerek okuyoruz. Bunlardan biri belki çoğumuzun duyduğu bir menkıbe. Kuran la yaşayan kadın.

 

Abdullah ibn-i Mübarek anlatıyor;

 

         Bir gün hacca gidiyordum, Irak; Suriye topraklarından geçerken yalnız bir kadına rastladım. Selam verdim;

 

         Selamımı söz olarak;

 

         - Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır.” (Ya-sin:58) ayetiyle aldı.

         - Buralarda ne yapıyorsun? Diye sordum.

         - Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur" (A'raf/186) ayetini okudu...

         Anladım ki, yolunu kaybetmiş. Nereye gittiği soruma ;

         - “Bir gece kulunu Mescid-i Haramdan alıp Mesci-i Aksaya götüren Allah'ı tespih ederim (İsra:1)

 

         Ayetiyle karşılık verdi.
 
         Anladım ki, geçtiğimiz hac mevsiminde haccını tamamlamış, Kudüs’e gidiyor.

 

         - Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin? dedim.

        
- “Allah: Sana işaret, sapasağlam olduğun halde üç gün insanlarla konuşamamandır (yani üç gündür) (Meryem:10)

 

         Dedi.

 

         Yiyecek verme teklifinde bulundum.

         ”…Sonra orucunuzu gün batıncaya kadar tamamlayın” (Bakara:187)

         Ayetini okudu.

 

         - İyide Ramazan da değiliz. Dedim.

         - ”Kim Allah için nafile bir hayır yaparsa, Allah her hayrın karşılığını verendir, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara:158)

 

         Ayetiyle cevap verdi.

         - Yolculukta oruç açılabilir, dedim.

 

          - “Ama orucu tutarsanız, bu hakkınızda daha hayırlıdır.” (Bakara:184)

        

         Ayetini okudu.

         Niye benim gibi konuşmadığını sordum.
        
        
- “ İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında (onu) gözetleyen, dediklerini zapt eden bir melek hazır bulunmasın”. (Kaf:18)

 

         Dedi.
 
        
- Kimlerdensin? diye sordum.

 

         - “Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar." (İsra:36)

        

         Ayetiyle cevap verdi.

         - Hata ettim, hakkını helal et. Dedim,

         Bugün size bir ayıplama ve azarlama yoktur. Allah sizi bağışlasın” (Yusuf:92) dedi.

         Deveme bindirip kafilesine ulaştırma teklifinde bulundum.

         "Hayır olarak daha ne yaparsanız herhalde Allah onu bilir.” (Bakara:215) Ayetiyle mukabele etti.

         Devemi yanına getirdim, binecekken;

 

         “(Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle.” (Nur:30)

 

         Ayetini okudu.

         Gözlerimi çevirdim; binecekken deve ürküp kaçtı, bu arada elbisesi az yırtıldı.


         - ”Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir.” (şura:30)

 

         Ayetini mırıldandı.

         Biz onu(n hükmünü) hemen Süleyman'a bildirmiştik; …” (Enbiya :79)

 

         Ayetini okuyarak, devemi yönlendirme konusunda benim daha başarılı olduğumu kastetti. Deveye bindi ve;

 

         “Siz onların sırtına binip üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz: "Bunları bizim hizmetimize veren Allah'ı tenzih ve tespih ederiz. Yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi." (zuhruf:13

 

          - "Gerçekten biz Rabbimize döneceğiz." (Zuhruf:13-14)

 

         Ayetlerini okudu. "Haydi!" diye deveyi hızlandırdım.

 

         - “Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt, …” (Lokman :19)

 

         Mukabelesinde bulundu.

         Yürürken şiir okumaya başladım.

 

         - “Bundan böyle Kur'ân'dan size ne kolay gelirse okuyun.”  (Müzzemmil:20)

 

         Dedi.

         - Şiir okumak haram değil ki ! Dedim.

         - “… Ve bunu ancak üstün akıllılar anlar.” (Bakara :269)

         Cevabını verdi. Bir süre gittik. Sonra evli olup olmadığını sordum.


         ”Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın….”
(Maide :101)

 

         Ayetini okudu. Derken kafilesine ulaştık ve

 

- Kafile içerisinde kimsen var mı? Dedim.

         - “Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür….” (Kehf:46)

 

         Dedi. Anladım ki, evladı var. İsimlerini sordum.

 

         “…Allah, İbrahim'i dost edinmişti.” !(Nisa:125)

 

         “….Ve Allah Musa ile de konuştu.” (Nisa;164)

 

         "Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl” (Meryem:12)

 

         Ayetlerini okudu.

         - Ey İbrahim, ey Musa, ey İsa! Diye kafileye seslendim. Nur yüzlü üç genç

 

- Buyur!" diye çıkageldi.

         - “…. Şimdi siz birinizi, bu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size azık getirsin. Hem çok dikkatli davransın ve sizi kimseye sezdirmesin." (Kehf:19)

 

         Dedi. Yiyecek gelince bana Geçmiş günlerinizde yaptıklarınızın karşılığında.


         - "Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir)." (Hakka:24)

 

         Dedi. Çocuklara,

 

-  Annenizin bu durumunu bana söylemezseniz bu yemekten yemem!" dedim.

 

- Annemiz, ağzından Cenab-ı Allahın gazabını çekecek yanlış bir söz çıkar korkusuyla 40 yıldır böyle sadece Kuranla konuşur.

         İbn Mübarek, bu hadiseyi Kuran'da her şeyin bulunduğuna delil olarak anlatırdı.

 

 

         Görüldüğü gibi elimizde insanın konuşmasını bile tamamına yeterli gelecek kadar kapsamlı ve mükemmel bir Kur’an’a sahibiz. Onlar kadar olamasak ta en azından namazda okuduğumuz ayetlerin manalarını düşünüp tefekkür ederek, kendi hal ve davranışlarımızın eksiklerini bulmaya çalışsak inşallah o bile yeterli olabilir diye düşünüyorum.

 

         Allah hepimizi Allah’ı tanıyan, kitabımız Kur’anı anlayıp yaşamak için okuyan kullarından eylesin inşallah.

 

         Herkesin Cuması Mübarek olsun. Her şey gönlünüzce olsun.

675
0
0
Yorum Yaz